Ürünlerimizin tüketiciye kadar olan güvenliğine ilk olarak hammaddeden başlarız. İyi kalitede bir ürün elde edebilmenin temeli iyi kalitede bir hammaddeye bağlıdır. Bu yüzden fabrikamıza alınan sütlerin ilk olarak gerekli tüm analizleri yapılıp, tüm kontrolleri sağlandıktan sonra uygun bulunan sütler fabrikaya alınır. Ayrıca tedarikçimiz olan çiftlikleri ve sütçüleri kaliteli bir süt için destekler ve bilgilendiririz. Sütün güvenlik standartlarına uygun bir şekilde işlenebilmesi için üretim yeri, makinaları ve diğer yardımcı ekipmanların yüksek kalitede olmasını ve gelişen teknoloji ile gelişmesini sağlarız. Ayrıca sss6 ve sanitasyon kurallarının uygulanmasına dikkat ederek su, hava, personel kaynaklı mikrobiyolojik ve fiziksel riskleri ortadan kaldırırız. Ürünlerimizin tat, yapı ve görünüşlerini en iyi şekilde hazırlamak ve tüketiciye sunmak için bilimi ve geleneksel yöntemlerimizi bir araya getirerek en kaliteli ürün formülasyonlarını hazırlamakta ve üretmekteyiz. Ürünlerimizi tüketiciye güvenle ulaştırmak için nem, sıcaklık kontrolleri sağlanan araçlar ile lojistik güvenliğini sağlamakta ve dünyanın dört bir yanından tüketicilerimize ulaştırmaktayız. Ayrıca kalitemizi, ISO 9000 Kalite Yönetim Sistemi, FSSC 22000 Gıda Güvenliği Sistemi, ISO 10002 Müşteri Memnuniyeti Yönetim Sistemi, ISO 18001 İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemi, ISO 14000 Çevre Yönetim Sistemi, ISO 13811 sss6 ve Sanitasyon Yönetim Sistemi, Helal ve Kosher Belgelerini alarak da desteklemekteyiz.
UHT ve pastörize sütlerdeki temel farklılık uygulanan sıcaklık-süre normlarıdır. UHT süte, 110-135oC’lerde 3-5 saniye sterilizasyon işlemi uygulanır. Ardından aseptik ambalajlama işlemi yapılır. Aseptik ambalajlama; gıda maddesi ile ambalaj malzemesinin ayrı ayrı steril hale getirildikten sonra steril bir ortamda bir araya getirilmesi ve hermetikli olarak kapatılması işlemidir. Böylelikle sütün hem besin değeri korunmuş hem de tüketimine kadar geçen süreçte bozulmaya neden olan mikroorganizmalar yok edilmiş olur. Pastörize süt, 65-72oC’lerde 15-20 saniye pastörizasyon işlemi uygulanmış sütlerdir. Pastörizasyon işlemi insan sağlığını tehdit edebilecek tüm patojen mikroorganizmaları yok edebilmek için uygulanan en düşük ısıl işlem olarak tanımlanabilir. Ayrıca pastörize sütler +4oC’de 5-7 gün arasında bir raf ömrüne sahipken UHT sütler oda şartlarında 6 aya kadar dayanabilmektedir.
Süt hakkında doğru bilinen yanlışlardan biri de içme sütlerine koruyucu ilave edildiğinin düşünülmesidir. Türk Gıda Kodeksi’nde de belirtildiği gibi içme sütlerine herhangi bir amaçla katkı maddesi ilave edilmesi yasaktır. UHT sütlerin dayanıklılığı uygulanan üretim teknolojisinden kaynaklanmaktadır. UHT sütler, 110-135oC’lerde 3-5 saniye sterilize edilir ve aseptik olarak kapatılırlar. Böylelikle süt içerisinde patojen ve bozulma etmeni mikroorganizmaların tamamı yok edilmiş olur. Kısacası UHT süt, hem ısıl işlem hem de ambalajlama teknolojisi sayesinde hiçbir koruyucu içermeden raf ömrünü koruyan bir üründür.
UHT sütler aseptik olarak paketlenmektedir. Aseptik paketleme oksijen ve ışık geçirmez olduğundan UHT süt için en uygun paketleme yöntemidir. Aseptik karton ambalaj içten dışa doğru 6 katmandan oluşur:
Bu sıralamada görüldüğü gibi alüminyum folyo ara katman olup sütle temas etmediği için insan sağlığına zarar vermez.
Sütün kalitesini, yağ başta olmak üzere protein, laktoz, vitamin ve mineraller gibi besin ögeleri ve mikrobiyal yükü belirler. Bu parametreler hayvanın beslenmesi, cinsi, sağım ve sss6 koşulları, soğuk zincirin kırılmaması, uygulanan ısıl işlem vb. faktörlere bağlıdır. Süt hayvanın memesinden çıktığı ana kadar sterildir ardından sağımla birlikte kontaminasyon başlar. Süt, hayvanın memesinden 36oC’de çıkan değerli besin ögelerine sahip bir gıda olduğundan mikroorganizmaların gelişimi ve üremesi için harika bir besi ortamıdır. Bu yüzden süt, bakterilerin gelişimini durdurmak için direkt olarak +4oC’ ye soğutulmalıdır. Özellikle Salmonella, E.coli, Listeria, Camplobacter, Brucella gibi insan sağlığını tehlikeye atan mikrobiyolojik riskler taşır. Bu yüzden ABD başta olmak üzere çoğu ülkede sokak sütü satışı yasaktır. Endüstride fabrikalara gelen sütlerin hangi bölgeden geldiği hangi süreçlerden geçtiği izlenebilmektedir. Ayrıca gelen sütler kabul edilmeden önce laboratuvarlarda asitlik, yağ, kuru madde, protein, laktoz, su varlığı, toplam mikrobiyal yük, antibiyotik testi vb. analizlere tabii tutulur. Değerler uygun aralıkta ise işletmeye kabul edilir. Ardından süt, el değmeden tamamen son teknoloji ile besin ögeleri korunarak ve zararlı mikroorganizmalar yok edilerek paketlenir. Tüketiciye ulaşmadan önceki son adımda da analizler uygulanır ve uygunsuzluk belirlenirse piyasaya sürülmez. Ancak sokak sütleri başta soğuk zincir olmadığından birçok mikroorganizma ve patojen bakteriler üreyebilmekte, sütün dayanma süresini arttırmak için soda, karbonat gibi maddeler katılabilmektedir. Ayrıca sütün en kıymetli besin ögelerinden biri olan yağı alınabilmekte ve su katma gibi hileler de yapılabilmektedir. Sokak sütünü alan tüketici ise kaynatma ile kontrollü bir süre sıcaklık normu sağlayamadığından sütün besin değerlerinde önemli kayıpların olması kaçınılmazdır.
Amacımız, ulusal ve uluslararası standartlarla desteklenen yüksek teknolojiye sahip üretim tesislerimizde, müşterilerimize istek ve beklentilerinin ötesinde; toplum sağlını ön planda tutarak, üstün kaliteli, çevreye duyarlı ve sss6ik açıdan risk oluşturmayacak şekilde ürünler sunarken; üretimin her aşamasını kontrol ederek; sağlıklı, güvenilir, sss6 ve sanitasyon yönetim sistemimizin tüm şartları ile yasal mevzuat çerçevesinde risk odaklı bakış açısıyla etkinliğini sürekli iyileştirerek; müşteri memnuniyetini sağlamak kuruluşumuzun büyümesini ve gelişmesini sürekli kılmak ve sektörümüzün önde gelen kuruluşlarından biri olarak değerlerimizi korumaktır.Amacımıza ulaşmak için;Faaliyetlerimizi müşterilerimiz, çalışanlarımız, hissedarlarımızın ve toplumun istek ve beklentilerini göz önüne alarak planlamayı,Tedarikçilerimizle karşılıklı kazanca dayalı işbirliği kurarak, ürün güvenliğine katkısını artırmak için çaba göstermeyi,Mevzuat yükümlülüklerine, ilgili standartlara ve diğer şartlara uymayı,Güvenilir ürünlere ulaşmak için İyi sss6 Uygulamaları ile HACCP ilkelerine dayanan prosedürler uygulamayı ve sürdürülebilirliğini sağlamayı,Hammaddeden tüketime kadarki tüm aşamalarda müşterilerimizin sağlığı açısından tehlike oluşturabilecek olası tüm etkenleri işletmemizdeki bütün birimlerle sürekli kontrol altına alarak, üst düzeyde ürün güvenliği sağlamayı,Temizlik ve sss6 uygulamalarının hatasız uygulanmasını gıda güvenliğinin ön şartı kabul etmeyi,Ürün güvenliği ile ilgili teknolojik gelişmeleri izleyerek, tüm süreçlerimizin iyileştirilmesine ve sürekli gelişmesine ve çalışanlarımızın bilgi ve becerilerinin sürekli gelişmesine katkıda bulunmayı,Sorumluluk bilincine sahip, işini seven, kendini geliştirmeyi ilke edinmiş ekip ruhuna sahip personel ile hammadde temininden müşteri ve tüketicilerimize ulaşana kadar tüm aşamalarda sss6 ve sanitasyon ile ilgili ortam analizlerini yaparak uygun yöntemleri belirlemeyi,Tüm paydaşlarımızın sağlığını korumayı ve toplumda sağlık bilincini geliştirmeye katkı sağlamayı,Paydaşlarımızın sağlık, can güvenliği ve iş güvenliklerini sağlamak adına tüm riskleri en alt seviyelere indirerek; hedeflerimize ulaşılabilirliği izleyerek, sss6 ve sanitasyon yönetim sistemini sürekli geliştirmeyi ve kurumsal performansımızı en üst seviyeye çıkarmayı taahhüt ederiz.
Sütün yanında diğer besinlerin de tüketilmesi durumunda herhangi bir kansızlık problemi yaşanmaz. Kansızlık süt tüketimiyle değil diğer besinlerin alınmamasıyla alakalıdır.
Kalsiyum denilince aklımıza gelen ilk gıda süttür. Her yaştaki bireylerin kalsiyuma ihtiyacı vardır. Günlük alınması gereken kalsiyum miktarı uzmanlar tarafından belirlenmiştir. 9-18 yaşları arasında günlük kalsiyum ihtiyacı yaklaşık 1300 mg belirlenirken, 18-50 yaşları arasında 1000-1200 mg olarak belirlenmiştir. 50 yaş üstünde ise 800-900 mg olarak hesaplanmıştır. Hamile bir kadının günlük kalsiyum ihtiyacı ise yaklaşık 1000 mg’dır. 1 bardak sütte yaklaşık 250 mg, 1 bardak yoğurtta yaklaşık 250 mg ve 1 porsiyon (30 gram) beyaz peynirde yaklaşık 100 mg kalsiyum bulunur. Günlük diyetimizde süt ürünlerine yer vermek günlük kalsiyum ihtiyacımıza büyük ölçüde katkı sağlar. Eğer yeterli kalsiyum alınmazsa vücudumuz bu ihtiyacını en büyük kalsiyum deposu olan kemiklerden karşılar. Bu da osteoporoza (kemik erimesi) sebep olur. Kalsiyum başta kemik olmak üzere diş, kas, sinir sistemi ve kanın pıhtılaşması için önemli rol oynar.
Evlerimizde yaptığımız yoğurtlar, endüstriyel yoğurtlara göre çok daha hızlı bozulmaktadır. Bu da tüketicilere endüstriyel yoğurtlarda koruyucu katkı maddesi ilavesi olduğunu düşündürür. Ancak bu yoğurtların dayanıklılığı üretim teknolojisinden kaynaklanmaktadır. Evlerde yapılan yoğurtların daha hızlı ekşimesi birçok sebepten kaynaklanabilir. Bunlar; yoğurt üretimi için yeterli kalitede sütün kullanılmaması, kaynatma işlemiyle besin değerlerinin azaltılması ve süt içerisindeki patojenlerin tamamen yok edilememesi, yoğurtlarda bir önceki yoğurttan alınan mayanın kullanılıyor olması, ev koşullarında sağlanabilen hijyen koşullarının yetersiz olması, yoğurdun hava ile temasının kesilememesi (kapağın tam kapatılmaması). Ayrıca bu sebepler yoğurdun kıvamın tutmaması, su salması gibi durumlara da yol açar. Endüstri de yoğurt üretimi için en kaliteli sütler kullanılır. Yoğurt sütlerine yüksek sıcaklık kısa süre işlemi uygulanır. Böylelikle besin ögeleri korunmuş ve tüm patojenler yok edilmiş olur. Ardından sütteki suyu uzaklaştırmak, kuru maddesini arttırmak amacıyla uygun bir proses uygulanır. Bu adımla birlikte yoğurdun besleyici özelliği ve dayanıklılığı artar. Bu işlemlerden sonra halk dilinde ‘mayalama’ olarak bilinen kültür ilavesi (yoğurt bakterisi) yapılır. Kullanılan kültür her yoğurt yapımında yenilenir. Kültürler, sadece yoğurt bakterileri içerir, bu durum yoğurt içerisinde başka herhangi bir mikroorganizmanın bulunmasını önler. Yoğurt bakterileri yoğurdun raf ömrü boyunca ekşimemesini de sağlar. Tüm bu işlemler uygulanırken ürün, ortam ve ambalaj sterildir. Ayrıca yoğurdun küflenmemesi için uygun ambalajlama ile yoğurt-hava ilişkisi engellenir. Kısacası antibiyotik başta olmak üzere herhangi bir koruyucu katkı maddesi kullanılmaz. Ayrıca yoğurda ilave edilecek katkı maddeleri faydalı yoğurt bakterilerinin gelişmesini engelleyeceği için endüstri tarafından da istenmez. Tüm bu adımlar dikkatle uygulandığında yoğurt raf ömrü boyunca dayanıklılığını korur.
Alerji, bağışıklık sisteminin bazı maddelere normal olmayan bir şekilde tepki vermesi sonucu oluşur. Süt, laktoz intoleransı ve süt proteini hassasiyeti olan bireyler için alerjendir. Laktoz intoleransı, sütte temel olarak bulunan laktozun (süt şekeri) sindirilememesinden kaynaklanan sindirim sistemi hastalığıdır. Laktoz intoleranslı bireyler, bağırsaklarda üretilen laktaz enziminin yeterli olarak salgılanamamasından dolayı laktozu parçalayamazlar. Bu yüzden bu bireylerin süt tüketiminde şişkinlik, ishal, karın ağrıları ve krampları gibi şikayetler ortaya çıkar. Bu bireylerinde sütün diğer besin ögelerinden faydalanabilmeleri için süte dışarıdan laktaz enzimi ilave edilir. Böylelikle laktoz yapı taşları olan glikoz ve galaktoza parçalanır ve laktoz intoleranslı bireyler için güvenli hale gelir. Peynir, yoğurt gibi fermente süt ürünlerinde ise laktoz iz miktarda bulunur. Peynirde üretim sırasında laktoz peynir altı suyuyla birlikte peynirden yüksek oranda ayrılır. Yoğurtta ise faydalı bakteriler laktozun parçalanmasını sağlar. Böylelikle laktoz intoleranslı bireyler için laktozsuz sütler ve peynir, yoğurt gibi fermente süt ürünleri tüketimi güvenli hale gelmiş olur. Süt proteini alerjisi, bebek ve küçük çocuklarda en sık görülen gıda alerjisidir. Bu alerji, inek sütünde bulunan proteinlere karşı oluşan hassasiyettir. Bu yüzden “inek sütü proteini alerjisi” de denilmektedir. Bu bireylerde süt ve süt ürünleri veya süt ürünleri içeren gıdaların tüketimi uygun değildir. Ayrıca sadece anne sütü ile beslenen bebekler de inek sütü proteini alerjisi olabilir; bunun sebebi annenin süt tüketimi ile anne sütüne aktarılmasıdır. Bunu önlemek için annenin de beslenmesinde süt tüketmemesi gerekir.
Probiyotik; bağırsak mikrobiyal florasını değiştirerek insan sağlığı üzerinde pozitif etki barındıran canlı bakterilere denir. Süt, probiyotik bakteri içermez. Ancak süt ürünlerinin üretimi sırasında kültür ilavesi (çeşitli süt ürünlerinin üretiminde tat, yapı ve diğer istenilen özelliklerin kazandırılması amacıyla süte ilave edilen seçilmiş mikroorganizmalardır) ve fermantasyon ile probiyotik bakterilerin gelişimi olur. Bunlardan yoğurt, kefir, ayran ve peynir gibi fermente süt ürünleri probiyotik bakımından oldukça zengindir. Kefir ve yoğurt en önemli probiyotik kaynaklardır. Probiyotikler; bağırsak florasında iyi bakteri sayısını arttırarak ve sindirim için gerekli enzimleri aktive ederek ishal, kabızlık, şişkinlik gibi problemlerin önlenmesinde önemlidir. Ayrıca daha uzun süre tokluk hissi sağlayarak ve kalori yakmanıza yardımcı olarak kilo vermede, kötü kolesterolü ve kan basıncını düşürerek kalp sağlığında, deri hastalıklarında ve bağırsak sağlığı ile mental sağlığı birbirine bağlı olduğundan mental sağlık üzerine de önemli ölçüde katkıları vardır.
Balık ve süt ürünlerinin birlikte tüketimi riskli bir durumdur. Bunun sebebi önemli biyojen aminlerden olan ‘histamin’ kaynaklıdır. Histamin, balıklar ve türevlerinde, fermente süt ürünlerinde, mayalı alkollü içkilerde, işlenmiş etlerde ve bazı meyve-sebzelerde bulunmaktadır. Ayrıca ürünlerdeki miktarı tazelik ya da bayatlığa göre de değişmektedir. Fazla miktarda histamin tüketiminin de gıda zehirlenmesine sebep olduğu ve sağlık üzerine büyük ölçüde olumsuz etkileri olduğu bilinmektedir. Histamin balık zehirlenmesi, özellikle bayat balıklarda histamin miktarının artması ile gözlemlenir. Vücudumuza balık ile fazla miktarda histamin alıp ardından süt ürünleri tükettiğimizde süt ürünlerinin de fazla miktarda histamin bulundurmasıyla vücut için toksik etki oluşturmuş oluruz. Bu da vücutta deride döküntü ve kızarma, ishal, mide bulantısı ve baş ağrısı gibi semptomlara sebep olur. Bu riski ortadan kaldırmak için histamin miktarları yüksek olan gıdaları bir arada tüketmememiz önerilmektedir.
Pekmez ve yoğurt ikilisi yıllardır sofralarımızın ayrılmaz lezzetlerindendir. Ancak lezzetinin yanında dikkat edilmesi gereken nokta bu gıdalardaki önemli besin ögelerinden maksimum fayda elde etmektir. Pekmez yüksek oranda demir minerali içerir ve insan sağlığı için oldukça önemlidir. Yoğurt ise insan sağlığı için oldukça önemli olan kalsiyumu içerir. Kalsiyum demir emilimini azaltır. Bu yüzden pekmez ve yoğurdun farklı öğünlerde tüketilmesi önerilir.
Halk sağlığını korumak için sektörde hijyen ve sanitasyon uygulamaları yapılır. Gıda hijyeni, tehlikenin kontrol altına alınması ve gıdaların kullanım amacı dikkate alınarak insan tüketimine uygunluğunun sağlanması için gerekli her türlü önlem ve koşulları, sanitasyon ise halk sağlığını korumak amacı ile yüzeylerden gıda kalıntıları, mikroorganizmalar, yabancı maddeler ve temizlik maddeleri kalıntıları gibi kirlerin uzaklaştırılması için alınan önlemlerin tümünü kapsar. Ayrıca Türk Gıda Kodeksi’ne göre de içme sütlerine herhangi bir katkı maddesi ilave edilmesi yasaktır. Devlet denetimleri ve laboratuvarlarında yapılan analizleriyle de bu yasa desteklenmektedir. İçme sütleri hazırlanırken ilk adım fabrikaya gelen sütlerin asitlik, antibiyotik ve diğer katkıların varlığının tespitidir. Ardından süte yağ, kuru madde, su ilavesi gibi analizler uygulanır. Bu değerler uygun aralıktaysa, antibiyotik ve diğer katkılar bulunmadıysa süt işletmeye kabul edilir. Süt, ilk önce fiziksek olarak güvenli hale getirilir. İçerisinde bulunabilecek saman, taş vb. kirlerinden ayrılmak için öncelikle kaba filtreden geçirilir. Ardından daha küçük şekilde bulunabilecek kirlerden ayırmak için baktofügasyon işlemi uygulanır. Tüm bu işlemlerden sonra sütümüzü mikrobiyolojik olarak da güvenli hale almak için yüksek sıcaklıkta kısa süre besin ögeleri korunarak ısıl işlem uygulanır ve aseptik olarak ambalajlanır. Aseptik ambalajlama; gıda maddesi ile ambalaj malzemesinin ayrı ayrı steril hale getirildikten sonra steril bir ortamda bir araya getirilmesi ve hermetikli olarak kapatılması işlemidir. Tüm bu alınan önlemlerden sonra süt tüketiciye ulaştırılmadan önce tekrar laboratuvarda son ürün analizlerine tabii tutulur ve değerler istenilen aralıktaysa ürün tüketiciye ulaştırılmak üzere piyasaya sunulur.
Ambalajlı sütler, tüketime hazır halde paketlenir. Sütü mikrobiyolojik olarak güvenli hale getirmek için yani patojen bakterileri yok etmek amacıyla fabrikalarda sütün besin değerleri korunarak ısıl işlem uygulaması yapılır. Ardından aseptik olarak ambalajlandığı için son kullanma tarihine kadar güvenle tüketilebilir.
Süt ve süt ürünleri, buzdolabında (+4oC) son kullanma tarihlerine kadar muhafaza edilebilir. Süt ve süt ürünleri yüksek besin ögeleri ile mikroorganizmalar için uygun bir besi ortamı olduğundan gelişmeleri ve üremeleri oldukça hızlı olur. Bu yüzden paketi açıldıktan sonra en kısa sürede tüketimi önerilmektedir. Ayrıca ürünlerdeki tat, renk ve koku özelliklerini korumak için ürünlerin olabildiğince hava ve diğer gıdalar ile teması kesilmelidir. Pastörize sütler, her koşulda +4oC’de muhafaza edilmelidir. Paketi açılmadan 3-4 gün, paketi açıldıktan sonra ise 1-2 gün içerisinde tüketilmelidir. UHT sütler, paketi açılmadığı takdirde oda şartlarında 6 aya kadar dayanabilir ancak paketi açıldıktan sonra buzdolabı koşullarında muhafaza edilip 3-4 gün içerisinde tüketilmelidir. Beyaz peynirler, her koşulda buzdolabı koşullarında muhafaza edilmelidir. Paketi açıldıktan sonra hava geçirmeyen bir saklama kabında salamura suyu ile veya hava ile teması kesilecek şekilde strece sarılıp saklama kabına koyularak buzdolabında muhafaza edilebilir. Kaşar peynirleri, her koşulda buzdolabı şartlarında muhafaza edilmelidir. Paket açıldıktan sonra kalan kısım mutlaka streçle sarılmalı veya hava geçirmez kaba yerleştirilmelidir. Yoğurt, her koşulda buzdolabı şartlarında muhafaza edilmelidir. Paketi açılmadan 3-4 haftaya kadar tüketilebilir ancak paketi açıldıktan sonra en kısa sürede tüketilmelidir. Kapağı olabildiğince kapalı tutulmalı ve her seferinde içerisinden temiz bir kaşıkla pıhtıya zarar vermeden alınmalıdır. Tereyağı, her koşulda buzdolabı şartlarında muhafaza edilmelidir ve 6 aya kadar dayanabilmektedir. Paketi açıldıktan sonra da yüksek koku çekme özelliğinden dolayı hava geçirmeyecek şekilde sarılmalı ve hava geçirmez kapta saklanmalıdır. Ürünleri uygun koşullarda muhafaza etmek hem maddi olarak hem de son yıllarda artan gıda israfını önlemek amacıyla oldukça dikkat edilmesi gereken bir konudur.
Bu sütler arasındaki tek farklılık yağ oranlarıdır. Tam yağlı süt; en az %3.5, yarım yağlı süt; % 1.5-1.8 arasında, yağsız süt; en az %0.15 oranında yağ içerir. Ekonomik gücünüze ve beslenme şartlarınıza göre tercih edebilirsiniz.
Peynir üretiminden elde edilen bir yan ürün olan peynir altı suyu, sütün peynire işlenmesi sonucunda artakalan sıvıdır. Peynirin çeşidine göre elde edilen peynir altı suyu miktarı ve bileşimi değişmektedir. Başta laktoz ve protein olmak üzere yağ ve mineral maddeleri içerir. Yüksek protein içeriği sayesinde besleyicilik özelliği bulunur. Ayrıca bileşimindeki laktoferrin ve laktoperoksidaz sayesinde E.coli, Salmonella, Camplobacter ve Listeria gibi patojen mikroorganizmaların gelişmesini engelleyerek antimikrobiyal özellik sağlar. Bunun yanında başta kemik erimesi olmak üzere kilo kontrolünde, kolestrolün ve diğer hastalıkların önlenmesinde yardımcı olarak kullanılmıştır. Peynir altı suyu, özellikle gelişim döneminde ihtiyaç duyulan aminoasitler olan laktalbumin ve laktoglobulin içerir. Bu sayede bebek mamalarında ve sporcu gıdalarında kullanılmaktadır. Son zamanlarda peynir altı suyunun farklı gıdalarda besleyicilik özelliği kazandırması amacıyla kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır. Endüstri de peynir altı suyunun en yaygın kullanan formu çeşitli kurutma yöntemleri ile elde edilen toz formudur. Ürünün toz forma getirilmesi depolama, lojistik ve ürüne uygulanması açısından kolaylık sağlar. Endüstride peyniraltı suyu, tıpta, kozmetikte, gıdada, alkolsüz ve alkollü içecek üretiminde oldukça fazla kullanım alanına sahiptir. Peynir altı suyu, süt endüstrisinde çevre kirliliğine neden olan en önemli artıklardan birisidir. Peynir altı suyunun endüstride kullanılmasıyla çevre kirliliği önlenerek gıda kayıplarının da önüne geçilmektedir.
Süt oldukça hassas bir gıda olduğundan sütün kalitesi mevsimden, süt hayvanının sağlık durumu ve yaşından, süte antibiyotik, pestisit gibi yabancı maddelerin bulaşması gibi birçok faktörden etkilenir. Sütün hassas yapısı sebebi ile sağımdan sonra uygun şekilde hızlıca soğutulmalıdır. Aksi halde sütün asitlik değerlerinde meydana gelecek olan bozulma nihai ürüne işleme sırasında kalite kusurlarına sebep olacaktır.
Endüstriyel yoğurt üretiminde, süte halk dilinde mayalama denilen kültür ilavesi (yoğurt bakterileri) yapılır. Bu adımla yoğurt üretimi başlar. Yani endüstriyel yoğurt içerisinde yoğurt oluşumu için gerekli olan faydalı bakterileri bulundurur. Böylelikle evlerimizde mayalayacağımız yoğurtlar içinde endüstriyel yoğurt kullanabiliriz.
Peynirlerde görülen şişme bir kusurdur ve tüketime uygun değildir. Şişme üretim esnasında patojen mikroorganizmaların kontaminasyonu sonucu oluşur. Erken ve geç şişme olmak üzere iki şekilde gözlemlenebilir. Erken şişme 24 saat içerisinde gözlemlenir ve koliform grubu bakterilerin gelişimi sebebiyle kaynaklanır. Peynirde küçük gözenekler ve süngerimsi bir yapı oluşur. Geç şişme, tüketicilerin market raflarında veya buzdolablarında karşılaştıkları şişmedir. Üretimden 2-3 hafta sonra gözlemlenmeye başlar ve Clostridium türü bakterilerden kaynaklanır. Bu bakteriler peynir içerisinde gaz oluştururlar ve gaz yoğunlaştığında peynirden dışarı çıkmak ister. Bu sebeple peynir de büyük gözenekler ve çatlaklar bulunur. Bu mikroorganizmalar patojen olduklarından tüketiminde sağlık sorunları ortaya çıkartabilirler. Bu yüzden bu peynirler tüketilmemelidir.